Cisgender ne demek ?

BordoBereli

Genel Mod
Global Mod
Cisgender Ne Demek? Bilimsel Veriler Işığında Cinsiyet Kimliğini Anlamak

Cisgender Ne Demek? Bilimsel Veriler Işığında Cinsiyet Kimliğini Anlamak

Bir süredir “cisgender” kelimesine farklı bilimsel makalelerde ve özellikle psikoloji, psikiyatri ve sağlık bilimleri alanındaki araştırmalarda daha sık rastlıyorum. İlk bakışta oldukça teknik görünen bu kavram aslında oldukça basit bir şeyi ifade ediyor: Bir kişinin doğumda kendisine atanan cinsiyet ile kendi cinsiyet kimliğinin örtüşmesi. Fakat kavramın kendisi basit olsa da arkasındaki bilimsel tartışmalar; biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet, kimlik gelişimi, sosyalizasyon, psikolojik sağlık ve kültür gibi birçok alanı birbirine bağlıyor.

Bu nedenle “cisgender ne demek?” sorusunu yalnızca bir sözlük tanımıyla cevaplamak yerine, kavramın bilimsel araştırmalarda nasıl kullanıldığına bakmak daha anlamlı. Aşağıdaki değerlendirmede özellikle hakemli araştırmalar, sistematik derlemeler ve meta-analizler üzerinden ilerlemek; kişisel kanaatlerle bilimsel bulguları birbirinden ayırmak önemli.

Cisgender tam olarak ne demek?

“Cisgender”, kişinin cinsiyet kimliğinin doğumda kendisine atanan cinsiyetle uyumlu olması anlamına gelir. Örneğin doğumda kız olarak kaydedilmiş ve kendisini kadın olarak tanımlayan bir kişi cisgender kadın; doğumda erkek olarak kaydedilmiş ve kendisini erkek olarak tanımlayan kişi ise cisgender erkek olarak tanımlanabilir.

Endocrine Reviews dergisinde yayımlanan kapsamlı bir tıbbi derlemede cisgender, “identity matches the sex assigned at birth” şeklinde tanımlanır; yani kişinin kimliğinin doğumda atanan cinsiyetle örtüşmesi söz konusudur. Endokrinoloji alanındaki daha yeni bir bilimsel bildiride de benzer biçimde cisgender kavramı, cinsiyet kimliğinin doğumda kaydedilen cinsiyetle uyumlu olması şeklinde açıklanmaktadır.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Cisgender olmak cinsel yönelimle aynı şey değildir. Cisgender bir erkek heteroseksüel, eşcinsel veya biseksüel olabilir. Aynı şekilde cisgender bir kadın da farklı cinsel yönelimlere sahip olabilir. Cinsiyet kimliği “Ben kimim?” sorusuyla, cinsel yönelim ise kişinin kimlere romantik veya cinsel çekim duyduğuyla ilgilidir.

Ayrıca cinsiyet kimliği ile cinsiyet ifadesi de aynı değildir. Kıyafet, saç modeli, ses tonu veya davranış biçimi kişinin toplumsal olarak nasıl algılandığını etkileyebilir; fakat bunlar tek başına kişinin cinsiyet kimliğini belirlemez. Tıp literatüründeki terminoloji çalışmaları da cinsiyet kimliğini kişinin kendisine ilişkin içsel anlayışı olarak ele almaktadır.

“Cis” kelimesi neden kullanılmaya başladı?

“Cis” ve “trans” kelimeleri birbirinin karşıtı olarak kullanılır. Latince “cis” ön eki kabaca “bu tarafta”, “trans” ise “karşı tarafta/ötesinde” anlamına gelir. Cinsiyet terminolojisinde bu ayrım, doğumda atanan cinsiyetle cinsiyet kimliğinin ilişkisini tanımlamak için kullanılmaktadır.

Terimin modern kullanımının 1990'lı yıllardaki çevrimiçi topluluklara kadar uzandığı ve daha sonraki yıllarda akademik ve toplumsal literatürde yaygınlaştığı belirtilmektedir.

Bilim açısından bunun önemli bir sonucu var. “Kadın” veya “erkek” kelimeleri tek başına kullanıldığında araştırmacının cinsiyet kimliği ile doğumda atanan cinsiyet arasındaki ilişkiyi belirtmesi mümkün olmayabilir. “Cisgender kadın” veya “transgender kadın” gibi ifadeler araştırmanın hangi nüfusu incelediğini daha açık hale getirebilir.

Dolayısıyla “cisgender” kelimesinin ortaya çıkması, yeni bir insan türünün ortaya çıkmasından ziyade mevcut bir durumu daha kesin biçimde adlandırma girişimi olarak değerlendirilebilir.

Cinsiyet kimliği biyolojiyle mi, sosyal çevreyle mi ilişkilidir?

Bu soru konunun en karmaşık noktalarından biridir. Bilimsel literatür, cinsiyet kimliğini yalnızca tek bir faktörle açıklamanın yetersiz olduğunu göstermektedir.

Biyolojik cinsiyet; kromozomlar, üreme organları, hormonlar ve anatomik özellikler gibi birçok biyolojik değişkeni kapsar. Cinsiyet kimliği ise kişinin kendisini kadın, erkek, her ikisi, hiçbiri veya başka bir kimlik üzerinden algılamasıyla ilgilidir. Endocrine Society'nin bilimsel bildirisinde de biyolojik cinsiyet ile cinsiyet kimliğinin aynı kavram olmadığı açık biçimde belirtilmektedir.

Gelişim psikolojisi açısından bakıldığında ise kimliğin sosyal çevreden tamamen bağımsız olmadığı görülür. Çocukların hangi davranışların “kızlara” veya “erkeklere” uygun olduğu konusunda aileden, akranlardan, eğitim kurumlarından ve medyadan mesajlar aldığı bilinir.

2023'te Social Development dergisinde yayımlanan bir derleme, klasik cinsiyet gelişimi teorilerinin uzun süre cisgender ve ikili cinsiyet varsayımını temel aldığını; trans ve nonbinary deneyimlere ilişkin bulguların ise bu teorilerin yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini tartışmaktadır.

Bu nedenle daha isabetli soru belki de “Cinsiyet kimliğini biyoloji mi yoksa toplum mu belirliyor?” değil, “Biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler farklı bireylerde nasıl etkileşiyor?” sorusudur.

Erkekler daha analitik, kadınlar daha empatik midir?

Cisgender kavramını konuşurken kadın ve erkeklerin düşünme biçimlerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı varsayımına dikkat etmek gerekir. Gündelik hayatta “erkekler veri ve mantık odaklıdır, kadınlar ise sosyal ilişkileri ve empatiyi daha fazla önemser” şeklindeki genellemeler oldukça yaygındır. Ancak bilimsel veriler bu ifadeleri birey düzeyinde kullanılabilecek kesin kurallar olarak desteklemiyor.

Janet Hyde'ın American Psychologist dergisinde yayımlanan ve 46 meta-analizi inceleyen çalışması, kadınlarla erkeklerin psikolojik değişkenlerin büyük bölümünde birbirlerine sanıldığından daha fazla benzediğini göstermiştir.

Daha sonraki bir meta-sentezde Zell, Krizan ve Teeter 106 meta-analizi ve 386 meta-analitik etkiyi incelemiştir. Ortalama mutlak cinsiyet farkının d = 0,21 olduğu bildirilmiştir; araştırmacılar etkilerin çoğunun küçük veya çok küçük olduğunu belirtmiştir.

Bu sonuç önemli çünkü ortalama grup farkı ile bireysel farklılık aynı şey değildir. Bir araştırmada kadın grubunun ortalama empati puanı erkek grubundan yüksek çıkabilir. Bu, bütün kadınların erkeklerden daha empatik olduğu anlamına gelmez. İki dağılım büyük ölçüde üst üste binebilir.

Empati konusunda gerçekten bazı cinsiyet farklılıkları raporlanmıştır. Örneğin kültür ve cinsiyet etkileşimini inceleyen bir meta-analiz, öz-bildirimle ölçülen empati açısından kadın ve erkek grupları arasında farklar bulunduğunu; ancak kültürel bağlamın da sonuçları değiştirdiğini bildirmiştir.

Dolayısıyla “kadınlar sosyal, erkekler analitik” gibi bir çerçeve, araştırma sonuçlarının karmaşıklığını fazlasıyla basitleştirir. Bir erkeğin yüksek empatiye sahip olması veya bir kadının matematiksel/veri odaklı düşünmede çok başarılı olması bilimsel açıdan istisnai olmak zorunda değildir.

Peki bu farklılıkların kaynağı nedir?

Burada biyoloji ve sosyalizasyonu birbirinin alternatifi olarak görmek de yanıltıcı olabilir. Empati üzerine yapılan nörobilimsel ve gelişimsel derlemeler, biyolojik mekanizmalar ile erken sosyalizasyonun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Örneğin bir çocuğa duygularını ifade etmesinin desteklenmesi veya engellenmesi, zaman içinde onun duygusal davranış repertuvarını etkileyebilir. Aynı şekilde hormonlar, genetik faktörler ve sinir sistemi gelişimi de davranış üzerinde rol oynayabilir.

Bu nedenle “tamamen toplum yaratıyor” veya “tamamen biyoloji belirliyor” şeklindeki iki uç açıklama yerine etkileşim modelleri daha bilimsel görünmektedir.

Burada araştırma yöntemleri özellikle önemlidir. Kesitsel bir çalışma belirli bir zamanda gruplar arasındaki farkı gösterebilir; ancak farkın nedenini tek başına kanıtlayamaz. Boylamsal çalışmalar değişimleri zaman içinde takip eder. Meta-analizler ise çok sayıda çalışmanın sonuçlarını istatistiksel olarak bir araya getirerek genel örüntüyü değerlendirmeye çalışır. Nedensellik konusunda ise deneysel tasarım, doğal deneyler, boylamsal veriler ve uygun istatistiksel kontroller daha güçlü kanıtlar sağlayabilir.
 
Üst