En küçük yük nedir ?

Neseli

Genel Mod
Global Mod
Tek bir olay küçük görünebilir. Fakat benzer olaylar tekrarlandığında kişi sürekli kendini kanıtlamak, dikkatli davranmak ve olası ayrımcılığa karşı hazırlıklı olmak zorunda kalabilir. Sosyal psikoloji araştırmacısı Claude Steele'in ve Joshua Aronson'ın 1995 yılında yayımladığı, Stereotype Threat and the Intellectual Test Performance of African Americans başlıklı çalışma, olumsuz grup kalıplarının hatırlatılmasının bazı koşullarda performansı etkileyebileceğini incelemiştir. Daha sonraki araştırmalar bu etkinin hangi koşullarda ortaya çıktığı, ne kadar güçlü olduğu ve nasıl ölçülmesi gerektiği konusunda farklı sonuçlar ortaya koymuştur. Bu nedenle kalıp yargı tehdidini her bireyin her durumda yaşayacağı kesin bir sonuç gibi değerlendirmemek gerekir. Bununla birlikte çalışma, sosyal beklentilerin insanların karşılaştığı durumları nasıl etkileyebileceğini anlamak açısından önemlidir. Irk ve etnik kökenle bağlantılı yükler ekonomik eşitsizliklerle de kesişebilir. Ayrımcılıkla karşılaşan bir kişi niteliklerine uygun bir işe ulaşmakta zorlanıyorsa, düşük gelirli bir mahallede yaşamak zorunda kalabilir veya çocuklarına daha sınırlı eğitim olanakları sunabilir. Bu sonuçlar daha sonra yeni kuşakların fırsatlarını da etkileyebilir. Burada bireysel çabayı yok saymak doğru olmaz. Ayrımcılıkla karşılaşan insanlar farklı stratejiler geliştirebilir, dayanışma ağları kurabilir ve önemli başarılar elde edebilir. Ancak bazı kişilerin engelleri aşmak için daha fazla zaman, para ve enerji harcaması gerektiğini görmek de aynı derecede önemlidir. Bir yarış düşünelim: Herkesin bitiş çizgisi aynı yerde olabilir, ancak herkes yarışa aynı noktadan başlamamış olabilir. Bazıları daha iyi eğitim, güçlü bağlantılar ve maddi güvenceyle ilerlerken bazıları ayrımcılık, güvencesiz çalışma ve sınırlı kaynaklarla mücadele eder. Sonuçları yalnızca kişisel yetenekle açıklamak, başlangıç koşullarındaki eşitsizlikleri görünmez hâle getirebilir. 5. Sınıf Farklılıkları: Aynı İş, Farklı Bedel Sosyal sınıf, yalnızca kişinin kazandığı parayla açıklanamaz. Servet, eğitim olanakları, mesleki güvence, sosyal bağlantılar, yaşanılan çevre ve beklenmedik durumlarla başa çıkma kapasitesi de sınıfsal konumun parçalarıdır. Örneğin, yüksek gelirli bir ailede yaşayan bir ebeveyn yoğun bir çalışma döneminde çocuk bakımı için profesyonel destek alabilir. Düşük gelirli bir ebeveynin ise işten izin alma, bakım hizmeti satın alma veya çocuğunu hastaneye götürürken ücret kaybetme arasında seçim yapması gerekebilir. Her iki kişi de aynı sorumluluğa sahiptir; fakat bu sorumluluğu yerine getirmek için sahip oldukları kaynaklar farklıdır. Ekonomik güvencesizlik, küçük görünen kararları bile zorlaştırabilir. Otobüs ücretindeki artış, iş yerindeki ücretsiz fazla mesai, bozulan bir ev aleti veya beklenmedik bir sağlık harcaması, sınırlı bütçeyle yaşayan bir aile için zincirleme sorunlar doğurabilir. Birikimi olan biri bu masrafı karşılayıp hayatına devam edebilirken başka biri borçlanmak, temel ihtiyaçlarından kısmak veya başka bir ödemeyi ertelemek zorunda kalabilir. Sosyolog Pierre Bourdieu'nün ekonomik, kültürel ve sosyal sermaye kavramları, bu farkları anlamak için yararlı bir çerçeve sunar. Ekonomik sermaye maddi kaynaklarla; kültürel sermaye eğitim, bilgi ve toplumsal olarak değer verilen becerilerle; sosyal sermaye ise ilişkiler ve bağlantılarla ilgilidir. Bu kaynaklar birbirini destekleyebilir. Örneğin, mesleki bağlantıları güçlü bir kişi iş fırsatlarına daha kolay ulaşabilirken benzer becerilere sahip başka bir kişi böyle bir çevreye sahip olmadığı için geride kalabilir. Sınıf farklılıkları, insanların kendilerini nasıl ifade ettiklerini ve toplum tarafından nasıl değerlendirildiklerini de etkileyebilir. Bazı ortamlarda belirli bir konuşma tarzı, kıyafet veya eğitim geçmişi profesyonelliğin göstergesi olarak kabul edilir. Bu ölçütler her zaman işin gerçek gereklilikleriyle örtüşmeyebilir ve belirli gruplara avantaj sağlayabilir. Buradan çıkarılacak sonuç, yoksul insanların daha az çabaladığı değildir. Tam tersine, ekonomik kaynakları sınırlı olan insanlar bazen aynı sonuca ulaşmak için daha fazla fiziksel ve zihinsel emek harcamak zorunda kalır. Sorulması gereken, bireysel gayreti övmekten vazgeçmek değil, gayretin karşılığını herkes için daha erişilebilir hâle getirmektir. 6. Kesişimsellik: Yükler Neden Herkeste Aynı Şekilde Birikmez? Toplumsal eşitsizlikleri yalnızca tek bir kategori üzerinden açıklamak çoğu zaman yetersiz kalır. Amerikalı hukuk akademisyeni Kimberlé Crenshaw, 1989 yılında yayımladığı Demarginalizing the Intersection of Race and Sex başlıklı çalışmasında kesişimsellik yaklaşımının temelini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, ırk ve toplumsal cinsiyet gibi farklı güç ilişkilerinin birbirinden bağımsız işlemeyebileceğini; bazı insanların deneyimlerinin bu ilişkilerin kesişiminde şekillendiğini vurgular. Örneğin, yüksek gelirli bir kadın ile düşük gelirli, göçmen bir kadının karşılaştığı sorunlar aynı olmayabilir. Her ikisi de cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalabilse de birinin ekonomik kaynakları ve sosyal bağlantıları hukuki yardım veya bakım hizmetlerine ulaşmasını kolaylaştırabilir. Diğerinin dil engeli, güvencesiz çalışma koşulları veya oturum statüsüyle ilgili kaygıları olabilir. Benzer biçimde, engelli bir erkeğin çalışma hayatında karşılaştığı engeller yalnızca erkeklik normlarıyla açıklanamaz. İş yerinin erişilebilirliği, sosyal destek sistemleri, gelir durumu ve engelliliğe yönelik önyargılar da deneyimini şekillendirir. Yaşlı bir kadın, genç bir kadından farklı bakım sorumlulukları ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları yaşayabilir. Kırsalda yaşayan bir bireyin ulaşım olanaklarıyla büyükşehirde yaşayan bir bireyin olanakları da aynı değildir. Kesişimsellik, insanların mutlaka birden fazla dezavantaj yaşayacağı anlamına gelmez. Her bireyin deneyimini kendi koşulları içinde değerlendirmeyi ve toplumsal grupları tek tip kabul etmemeyi gerektirir. Bu yaklaşımın önemli bir başka yönü de dayanışmayı güçlendirmesidir. Bir sorunun yalnızca tek bir grubu etkilediği varsayılırsa, çözüm de dar bir çerçevede kalabilir. Oysa uygun fiyatlı çocuk bakımı, güvenli ulaşım, erişilebilir kamu binaları, ayrımcılığa karşı etkili başvuru yolları ve güvenceli çalışma koşulları farklı grupların yaşamını aynı anda iyileştirebilir. Toplumsal yükleri anlamak için insanlara yalnızca hangi gruba ait olduklarını sormak yeterli değildir. Hangi kaynaklara sahip olduklarını, hangi engellerle karşılaştıklarını ve kararlarını hangi koşullarda verdiklerini de anlamak gerekir. 7. Toplumsal Normlar Küçük Yükleri Nasıl Büyük Sorunlara Dönüştürür? Toplumsal normlar, hangi davranışların normal, kabul edilebilir veya ayıp sayılacağını belirleyen yazılı olmayan kurallardır. Bu kurallar birlikte yaşamayı kolaylaştırabilir; ancak sorgulanmadan uygulandıklarında eşitsizlikleri de sürdürebilir. “Ev işlerini kadın daha iyi yapar”, “Erkek ailesinin bütün masraflarını karşılamalıdır”, “Yardım istemek zayıflıktır”, “Yoksul insanlar yeterince çalışmıyor” veya “Farklı bir kültürden gelen kişi bulunduğu yere uyum sağlamak için kendi kimliğini geri plana atmalıdır” gibi düşünceler, bireylerin davranışlarını sınırlandırabilir. Bu tür kabuller çoğu zaman kötü niyetle dile getirilmez. İnsanlar çocukluklarından itibaren gördükleri davranışları doğal kabul edebilir. Ancak bir uygulamanın uzun zamandır sürmesi, onun adil olduğu anlamına gelmez. Örneğin, ailede bütün üyeler ev işlerinin kadın tarafından yapılmasını normal kabul ediyorsa, kadın bu sorumluluğu sorguladığında bencil veya ilgisiz olmakla suçlanabilir. Benzer şekilde, erkek çocuklarına sürekli güçlü olmaları öğretiliyorsa ağladıklarında alay konusu olabilirler. Böylece toplumsal normlar yalnızca iş bölümü oluşturmaz; insanların hangi duyguları ifade edebileceğini ve hangi ihtiyaçları dile getirebileceğini de etkiler. Bu normların değişmesi için yalnızca bireylerin düşüncelerini değiştirmesi yeterli değildir. Okullarda eşitlikçi bir yaklaşımın benimsenmesi, iş yerlerinde adil izin politikalarının uygulanması, bakım hizmetlerinin erişilebilir olması ve medyada farklı yaşam biçimlerinin görünür kılınması da önemlidir. Ayrıca bir davranışı değiştirmek isteyen kişiyi tek başına sorumlu tutmamak gerekir. Bir baba çocuk bakımına daha fazla katılmak istese bile uzun çalışma saatleri, iş yerindeki baskılar ve yetersiz izin hakları bunu zorlaştırabilir. Bir kadın ekonomik bağımsızlığını kazanmak istese bile uygun fiyatlı bakım hizmeti bulamıyorsa seçenekleri daralabilir. Bu nedenle toplumsal normlarla mücadele hem bireysel hem kurumsal düzeyde yürütülmelidir. İnsanların adil davranmayı istemesi önemlidir; adil davranabilmelerini sağlayacak koşulların oluşturulması da aynı derecede önem taşır. 8. Eşitsizlikleri Azaltmak İçin Ne Yapabiliriz? Toplumsal yüklerin adil paylaşılması, herkese aynı sorumluluğu vermekten ibaret değildir. İnsanların farklı koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınarak eşit fırsatlara erişmelerini sağlamak gerekir. Aile içinde: Ev işleri ve bakım sorumlulukları açık biçimde konuşulmalı, görevler yalnızca alışkanlıklara göre değil, zaman ve imkânlar dikkate alınarak paylaşılmalıdır.
 
Üst