Eşkiyanın anlamı nedir ?

Koray

Genel Mod
Global Mod
Bir başka toplantıda ise kadınlarla konuşur.

Onlardan yolculuk yapan ailelerin hangi güzergâhları kullandığını, hangi kuyuların su verdiğini, hangi köylerde kiminle akrabalık ilişkisi bulunduğunu öğrenir.

Bu ayrıntı belki ilk bakışta önemsiz görünür.

Ama değildir.

Çünkü Zeynep'in topladığı bilgiler Yusuf'un hazırladığı planın eksik parçalarını tamamlar.

Burada kadın ve erkek karakterleri birbirinin karşısına koymak yerine, iki farklı düşünme biçiminin birbirini tamamladığını görüyoruz.

Yusuf'un stratejik yaklaşımı olmadan elde edilen bilgiler eyleme dönüşmeyebilir.

Zeynep'in insan ilişkilerini ve güven ağlarını dikkate alan yaklaşımı olmadan da Yusuf'un planı sahadaki gerçekliği kaçırabilir.

Bu yüzden hikâyedeki erkek karakteri yalnızca “güçlü adam”, kadın karakteri de yalnızca “duygusal kadın” olarak kurmak özellikle doğru olmaz.

İkisinin de aklı vardır.

İkisinin de duyguları vardır.

İkisinin de hata yapma ihtimali vardır.

Ve asıl güçlü olan şey, yöntemlerinin birleşmesidir.

Eşkıya ile Karşılaşma

Sonunda Yusuf, Kara Hasan'la karşılaşır.

Hasan silahını kaldırır.

Yusuf ise ateş etmez.

“Senin derdin ne?” diye sorar.

Hasan güler.

“Bunu soran ilk kişi sensin.”

“Ben seni haklı bulduğum için sormuyorum.”

“Öyleyse neden?”

“Çünkü seni sadece öldürmeye çalışırsam senden sonra gelecekleri anlayamam.”

Hasan'ın yüzündeki ifade değişir.

Bir süre sessizlik olur.

Sonra anlatmaya başlar.

Yıllar önce askere alınmıştır. Savaşlardan dönmüş, fakat döndüğünde düzen değişmiştir. İş bulamamıştır. Borçları artmıştır. Önce birkaç kişiyle yol güvenliği sağlamaya başlamış, sonra işler kontrolden çıkmıştır.

“Başta kimseye zarar vermek istemedim,” der.

Zeynep araya girer:

“Başta istememiş olman, sonradan verdiğin zararı ortadan kaldırmıyor.”

Hasan cevap vermez.

Zeynep devam eder:

“Sen kendini hangi hikâyenin kahramanı olarak görürsen gör, gece evine girilen ailenin hikâyesinde sen eşkıyasın.”

Bu cümle Hasan'ın yüzündeki bütün savunmayı dağıtır.

Çünkü bazen bir insanın kendisi hakkında anlattığı hikâye ile başkalarının onun yüzünden yaşadığı hikâye aynı değildir.

Peki Eşkıya Kahraman Olabilir mi?

Tarih boyunca bazı eşkıya figürlerinin halk anlatılarında kahramanlaştırılması, bu soruyu ilginç hale getirir.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir toplumun bir kişiyi kahraman olarak anlatması, onun gerçekleştirdiği fiillerin hukuken veya ahlaken suç olmaktan çıktığı anlamına gelmez.

Bazen insanlar devlet görevlilerinden gördükleri baskıya karşı çıkan kişileri “adalet sağlayan” biri gibi hatırlayabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Osmanlı döneminde bazı eşkıya reislerinin halkın gözünde devlet görevlilerinin baskısına karşı çıkan kişiler olarak şöhret kazandığını ve halk anlatılarında kahramanlık figürüne dönüşebildiğini aktarır. TDV İslâm Ansiklopedisi

Fakat bunun karşı tarafı da vardır.

Aynı kişi başka bir ailenin hafızasında evini basan, malını alan veya bir yakınının ölümüne sebep olan kişidir.

Demek ki “eşkıya” kelimesinin etrafındaki hikâye çoğu zaman tek taraflı değildir.

Birinin kahramanı, diğerinin felaketi olabilir.

Eşkıyalık Sadece Geçmişte mi Kaldı?

Hikâyemizin burada bitmesini isterdim ama aslında tam burada başlıyor.

Çünkü “eşkıya” kelimesini bugün kullandığımızda çoğu zaman tarihî bir görüntüyü hatırlarız: at, tüfek, dağ, pusu, yol ve kervan...

Oysa kelimenin merkezindeki temel fikir çok daha basittir:

Zor kullanarak insanların güvenliğini, malını veya yaşamını tehdit eden kişi ya da grup.

Tarih boyunca kullanılan biçimler değişmiştir.

Osmanlı belgelerinde eşkıyalık olayları yalnızca dağlarda yaşanan maceralar değildir. Mühimme defterlerine yansıyan olaylarda yol kesme, yağma, halka zarar verme ve kamu düzeninin bozulması gibi meseleler görülmektedir. 1583-1584 yıllarına ait 52 numaralı Mühimme Defteri üzerine yapılan araştırmada yüzlerce hüküm incelenerek eşkıyalık olaylarının sebepleri, yayılışı ve devletin aldığı tedbirler değerlendirilmiştir. DergiPark

1587-1588 dönemine ait 62 numaralı Mühimme Defteri üzerine yapılan başka bir araştırmada da eşkıyalık ve suhtelerle ilgili 455 hüküm incelenmiştir. Çalışma, insanların yaşadıkları yerleri terk etmesinin nedenleri ve güvenlik sorunlarının toplumsal sonuçları üzerinde de durmaktadır. DergiPark

Yani tarih bize şunu söylüyor:

Bir toplumda eşkıyalık arttığında yalnızca birkaç suçlu ortaya çıkmış olmaz.

Güven duygusu zedelenir.

İnsanlar yollarını değiştirir.

Ticaret yavaşlar.

Köyler boşalabilir.

Aileler göç edebilir.

Devlet daha fazla askerî ve idarî tedbir almak zorunda kalabilir.

Ve bütün bunlar birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.

Sandıktaki Kâğıdın Sırrı

Hikâyenin başındaki sandığa geri dönelim.

Üzerinde “eşkıya” yazan o küçük kâğıdın arkasında aslında başka bir cümle vardı:

“İnsanı yalnızca yaptığı işle değil, o işi doğuran zamanla da anlamaya çalış.”

Bunu kimin yazdığını bilmiyorum.

Belki gerçekten eski bir aile büyüğünün notuydu.

Belki de yıllar sonra biri hikâyeyi daha anlamlı göstermek için yazmıştı.

Ama cümle bende kaldı.

Çünkü eşkıya kelimesini araştırırken fark ettiğim en önemli şey şuydu:

Bir kelime bazen bir insanı tanımlamaz; bir dönemin korkularını, çatışmalarını ve adalet anlayışını da taşır.

Eşkıya, sözlük anlamıyla haydut veya yol kesen kişidir. Tarihî anlamıyla ise bundan çok daha geniş bir kavramdır.

Bazen dağdaki silahlı adamdır.

Bazen düzenin dışına itilmiş eski asker.

Bazen ekonomik sıkıntının içinde suça sürüklenen kişi.

Bazen halkın gözünde zalime karşı duran bir figür.

Ama başka bir açıdan bakıldığında daima aynı soruyla karşılaşırız:

Bir insan ne zaman “eşkıya” olur?

İlk kez silah kullandığında mı?

İlk kez yol kestiğinde mi?

Devlete karşı geldiğinde mi?

Yoksa toplum onun yaptığı şeyi artık kabul edilemez gördüğünde mi?

Bir başka soru daha var:

Bir toplum neden bazı eşkıyaları lanetlerken bazılarını hikâyelerinde kahramanlaştırır?

Belki de bu sorunun cevabı, eşkıyanın kendisinden çok, insanların adalet ve devlet hakkındaki beklentilerinde saklıdır.

Ve belki en önemlisi şu:

Kanun düzeni bozulduğunda insanlar yalnızca güvenliklerini değil, doğru ile yanlış arasındaki sınırları da yeniden tartışmaya başlarlar.

Bu nedenle “eşkıya” kelimesi bana artık yalnızca dağda dolaşan silahlı bir adamı çağrıştırmıyor.

Bir toplumun korkusunu, adalet arayışını, devletle ilişkisini ve hafızasını da anlatıyor.

Tarihin ilginç tarafı da burada.

Bazen bir dönemi anlamak için padişahların, savaşların veya büyük şehirlerin hikâyesine değil; bir yolcunun neden gece yola çıkmadığına, bir köylünün neden evini terk ettiğine ya da bir kadının neden komşusunun kapısını çalıp “Bu gece yalnız kalma” dediğine bakmak gerekiyor.

Çünkü tarihin en büyük olayları, sonunda insanların gündelik hayatına dokunur.

Ve “eşkıya” kelimesinin gerçek hikâyesi de tam orada başlar.

Kısaca Eşkıya Ne Demektir?

Eşkıya, Türkçede genel olarak haydut, yol kesen, zor kullanarak insanların canına veya malına zarar veren kişi ya da kişiler anlamında kullanılır. Kelime Arapça “şakî” sözcüğünün çoğulundan gelir. İslâm hukuk terminolojisinde yol kesme ve kamu güvenliğini ağır biçimde tehdit etme eylemleri “hırâbe” kavramıyla ilişkilendirilmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Osmanlı tarihindeyse “eşkıya” kelimesi özellikle yol kesen, yağma yapan ve kamu düzenini bozan gruplar için kullanılmış; ancak tarihî olayların arka planında ekonomik, siyasî, askerî, idarî, sosyal ve çevresel birçok etken bulunmuştur. Celâlî hareketleri bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir. DergiPark+1

Bu yüzden kelimenin anlamını yalnızca “haydut” diyerek geçmek mümkün olsa da, tarihî bağlamını anlamak için şu üç kelimeyi birlikte düşünmek gerekir:

Güvenlik.

Düzen.

Toplum.

Belki de asıl mesele, “Eşkıya kimdir?” sorusundan biraz daha büyüktür:

Bir toplum, kendisini güvende hissetmediğinde neye dönüşür?
 
Üst