Perşembe Gününe Neden “Cuma Akşamı” Denir? Eski Bir Mahalle Hikâyesinin Peşinde
Geçenlerde arkadaşlarla otururken konu, hiç beklemediğim bir yerden açıldı. Masada çaylar vardı, birinin telefonu sürekli çalıyordu, diğerimiz hafta sonu planını anlatıyordu. Derken içimizden biri, “Yarın cuma, bu akşam da zaten cuma akşamı sayılır,” dedi.
Ben de itiraz ettim:
“Bir dakika… Yarın cuma ise bugün perşembe. Perşembe gününe neden cuma akşamı diyorsun?”
Masada kısa bir sessizlik oldu.
Sonra herkesin yüzünde aynı ifade belirdi: Aslında bu sözü yıllardır kullanıyorduk ama nereden geldiğini pek düşünmemiştik.
İşte o akşam başlayan küçük merak, beni eski takvimlere, dini geleneklere, mahalle alışkanlıklarına ve hatta çocukluğumdan hatırladığım bazı konuşmalara kadar götürdü. Meğer “cuma akşamı” dediğimiz şey, yalnızca gündelik bir söyleyiş değilmiş. İçinde zamanın nasıl algılandığına dair oldukça ilginç bir hikâye varmış.
“Yarın Cuma” Dediğimiz Akşam Aslında Nerenin Zamanı?
Hikâyeyi biraz daha anlaşılır kılmak için önce günlük hayatımızdaki küçük bir ayrıntıyı düşünelim.
Perşembe günü akşam olmuştur. Güneş batmaya yaklaşır. Sokaklarda işten dönen insanlar görülür. Evlerde yemek hazırlıkları başlar. Birileri ertesi günün planını yapar. Kimisi cuma namazını düşünür, kimisi hafta sonuna hazırlanır.
Tam bu sırada birisi şöyle der:
“Cuma akşamı görüşürüz.”
Oysa takvim hâlâ perşembeyi göstermektedir.
Buradaki temel mesele, günün hangi noktada başladığı sorusudur.
Modern günlük hayatımızda bir günün gece yarısında, yani saat 00.00'da değiştiğini kabul ediyoruz. Fakat tarih boyunca bütün toplumlar zamanı böyle düşünmedi.
Özellikle İslam kültüründe ve daha geniş anlamda geleneksel toplumlarda günün algılanışında güneşin batışı önemli bir dönüm noktası olmuştur. Dini açıdan bakıldığında cuma gününün başlangıcı, perşembe akşamı güneş battıktan sonraki zaman dilimiyle ilişkilendirilir.
Dolayısıyla bugün bizim takvim mantığıyla “perşembe akşamı” dediğimiz zaman, dini ve geleneksel kullanımda cuma gecesi veya halk arasında “cuma akşamı” şeklinde ifade edilebilir.
İlk duyduğumda bana da garip gelmişti.
Sonra şöyle düşündüm:
Bir olayın hangi güne ait olduğunu söylerken gerçekten sadece saate mi bakıyoruz, yoksa kültürümüzün zamanı yorumlama biçimi de devreye giriyor mu?
Mahalledeki Eski Takvim ve Hasan Usta’nın Hesabı
Hikâyenin asıl kısmı burada başlıyor.
Çocukluğumdan kalma bir mahalle anısını biraz değiştirerek anlatacağım. Çünkü bu hikâyede önemli olan tek tek kişilerin kim olduğu değil, eski mahalle hayatında zamanın nasıl yaşandığı.
Mahallenin köşesinde küçük bir saatçi dükkânı vardı. Dükkânın sahibi Hasan Usta, saatlere meraklı, hesap kitap konusunda oldukça titiz bir adamdı.
Bir gün dükkâna giren gençlerden biri:
“Hasan Usta, yarın cuma. Akşam namazından sonra dükkânı açacak mısın?” diye sormuş.
Hasan Usta hemen duvardaki saate bakmış.
“Yarın cuma değil oğlum,” demiş.
Genç şaşırmış.
“Nasıl değil? Bugün perşembe.”
Hasan Usta gülmüş:
“İşte mesele de o. Bugün perşembe ama güneş battığında cuma gecesine girmiş olacağız.”
Gençlerin kafası iyice karışmış.
Tam o sırada dükkânın kapısından mahalleden Ayşe Hanım girmiş. Konuşmayı duyunca:
“Hasan, çocukların kafasını daha fazla karıştırma,” demiş. “Sen bunu saat hesabıyla anlatıyorsun, onlar günlük hayat hesabıyla düşünüyor.”
Hasan Usta itiraz etmiş:
“Ben yanlış bir şey söylemiyorum.”
“Yanlış söylemiyorsun,” demiş Ayşe Hanım. “Ama herkes zamanı aynı şekilde yaşamıyor.”
Bu küçük konuşma aslında konunun özünü anlatıyordu.
Hasan Usta meseleyi çözmek için saatleri, tarihleri ve güneşin batışını hesaplıyordu. Onun yaklaşımı stratejik ve çözüm odaklıydı: Önce kavramı tanımlıyor, sonra sistemin nasıl işlediğini gösteriyordu.
Ayşe Hanım ise başka bir noktayı fark etmişti. İnsanların aynı ifadeyi farklı anlamlarda kullanabileceğini düşünüyordu. Onun yaklaşımı ilişkisel ve empatikti: “Kim ne demek istiyor?” sorusunu, “Kim haklı?” sorusunun önüne koyuyordu.
Bence bu iki yaklaşımın yan yana gelmesi hikâyeyi daha anlamlı yapıyor.
Çünkü zaman gibi bir konuda yalnızca doğru hesabı bilmek yetmiyor; insanların o hesabı hangi kültürel bağlamda kullandığını da anlamak gerekiyor.
Cuma Gecesi mi, Cuma Akşamı mı?
Burada önemli bir dil ayrıntısı ortaya çıkıyor.
Türkçede “cuma akşamı” ifadesi çoğu zaman perşembeyi cumaya bağlayan akşam için kullanılır. Bunun nedeni, geleneksel dini zaman anlayışında gecenin önce gelmesiyle ilişkilidir.
Bu yüzden “cuma gecesi” ifadesi de çoğu dini ve geleneksel kullanımda perşembe güneş battıktan sonraki geceyi anlatır.
Fakat günlük konuşmada işler biraz daha karışabilir.
Bir kişi “cuma akşamı” dediğinde bazen perşembe akşamını, bazen de cuma gününün akşam saatlerini kastedebilir.
İşte forumlarda tartışmaların başlamasının sebebi de genellikle bu.
Biri:
“Cuma akşamı perşembe akşamıdır.”
der.
Bir başkası:
“Hayır, cuma akşamı cuma günü akşamıdır.”
diye karşılık verir.
Aslında ikisi de farklı zaman sistemlerinden hareket ediyor olabilir.
Takvimler Değişti, İnsanların Zaman Algısı Tamamen Değişmedi
Geçenlerde arkadaşlarla otururken konu, hiç beklemediğim bir yerden açıldı. Masada çaylar vardı, birinin telefonu sürekli çalıyordu, diğerimiz hafta sonu planını anlatıyordu. Derken içimizden biri, “Yarın cuma, bu akşam da zaten cuma akşamı sayılır,” dedi.
Ben de itiraz ettim:
“Bir dakika… Yarın cuma ise bugün perşembe. Perşembe gününe neden cuma akşamı diyorsun?”
Masada kısa bir sessizlik oldu.
Sonra herkesin yüzünde aynı ifade belirdi: Aslında bu sözü yıllardır kullanıyorduk ama nereden geldiğini pek düşünmemiştik.
İşte o akşam başlayan küçük merak, beni eski takvimlere, dini geleneklere, mahalle alışkanlıklarına ve hatta çocukluğumdan hatırladığım bazı konuşmalara kadar götürdü. Meğer “cuma akşamı” dediğimiz şey, yalnızca gündelik bir söyleyiş değilmiş. İçinde zamanın nasıl algılandığına dair oldukça ilginç bir hikâye varmış.
“Yarın Cuma” Dediğimiz Akşam Aslında Nerenin Zamanı?
Hikâyeyi biraz daha anlaşılır kılmak için önce günlük hayatımızdaki küçük bir ayrıntıyı düşünelim.
Perşembe günü akşam olmuştur. Güneş batmaya yaklaşır. Sokaklarda işten dönen insanlar görülür. Evlerde yemek hazırlıkları başlar. Birileri ertesi günün planını yapar. Kimisi cuma namazını düşünür, kimisi hafta sonuna hazırlanır.
Tam bu sırada birisi şöyle der:
“Cuma akşamı görüşürüz.”
Oysa takvim hâlâ perşembeyi göstermektedir.
Buradaki temel mesele, günün hangi noktada başladığı sorusudur.
Modern günlük hayatımızda bir günün gece yarısında, yani saat 00.00'da değiştiğini kabul ediyoruz. Fakat tarih boyunca bütün toplumlar zamanı böyle düşünmedi.
Özellikle İslam kültüründe ve daha geniş anlamda geleneksel toplumlarda günün algılanışında güneşin batışı önemli bir dönüm noktası olmuştur. Dini açıdan bakıldığında cuma gününün başlangıcı, perşembe akşamı güneş battıktan sonraki zaman dilimiyle ilişkilendirilir.
Dolayısıyla bugün bizim takvim mantığıyla “perşembe akşamı” dediğimiz zaman, dini ve geleneksel kullanımda cuma gecesi veya halk arasında “cuma akşamı” şeklinde ifade edilebilir.
İlk duyduğumda bana da garip gelmişti.
Sonra şöyle düşündüm:
Bir olayın hangi güne ait olduğunu söylerken gerçekten sadece saate mi bakıyoruz, yoksa kültürümüzün zamanı yorumlama biçimi de devreye giriyor mu?
Mahalledeki Eski Takvim ve Hasan Usta’nın Hesabı
Hikâyenin asıl kısmı burada başlıyor.
Çocukluğumdan kalma bir mahalle anısını biraz değiştirerek anlatacağım. Çünkü bu hikâyede önemli olan tek tek kişilerin kim olduğu değil, eski mahalle hayatında zamanın nasıl yaşandığı.
Mahallenin köşesinde küçük bir saatçi dükkânı vardı. Dükkânın sahibi Hasan Usta, saatlere meraklı, hesap kitap konusunda oldukça titiz bir adamdı.
Bir gün dükkâna giren gençlerden biri:
“Hasan Usta, yarın cuma. Akşam namazından sonra dükkânı açacak mısın?” diye sormuş.
Hasan Usta hemen duvardaki saate bakmış.
“Yarın cuma değil oğlum,” demiş.
Genç şaşırmış.
“Nasıl değil? Bugün perşembe.”
Hasan Usta gülmüş:
“İşte mesele de o. Bugün perşembe ama güneş battığında cuma gecesine girmiş olacağız.”
Gençlerin kafası iyice karışmış.
Tam o sırada dükkânın kapısından mahalleden Ayşe Hanım girmiş. Konuşmayı duyunca:
“Hasan, çocukların kafasını daha fazla karıştırma,” demiş. “Sen bunu saat hesabıyla anlatıyorsun, onlar günlük hayat hesabıyla düşünüyor.”
Hasan Usta itiraz etmiş:
“Ben yanlış bir şey söylemiyorum.”
“Yanlış söylemiyorsun,” demiş Ayşe Hanım. “Ama herkes zamanı aynı şekilde yaşamıyor.”
Bu küçük konuşma aslında konunun özünü anlatıyordu.
Hasan Usta meseleyi çözmek için saatleri, tarihleri ve güneşin batışını hesaplıyordu. Onun yaklaşımı stratejik ve çözüm odaklıydı: Önce kavramı tanımlıyor, sonra sistemin nasıl işlediğini gösteriyordu.
Ayşe Hanım ise başka bir noktayı fark etmişti. İnsanların aynı ifadeyi farklı anlamlarda kullanabileceğini düşünüyordu. Onun yaklaşımı ilişkisel ve empatikti: “Kim ne demek istiyor?” sorusunu, “Kim haklı?” sorusunun önüne koyuyordu.
Bence bu iki yaklaşımın yan yana gelmesi hikâyeyi daha anlamlı yapıyor.
Çünkü zaman gibi bir konuda yalnızca doğru hesabı bilmek yetmiyor; insanların o hesabı hangi kültürel bağlamda kullandığını da anlamak gerekiyor.
Cuma Gecesi mi, Cuma Akşamı mı?
Burada önemli bir dil ayrıntısı ortaya çıkıyor.
Türkçede “cuma akşamı” ifadesi çoğu zaman perşembeyi cumaya bağlayan akşam için kullanılır. Bunun nedeni, geleneksel dini zaman anlayışında gecenin önce gelmesiyle ilişkilidir.
Bu yüzden “cuma gecesi” ifadesi de çoğu dini ve geleneksel kullanımda perşembe güneş battıktan sonraki geceyi anlatır.
Fakat günlük konuşmada işler biraz daha karışabilir.
Bir kişi “cuma akşamı” dediğinde bazen perşembe akşamını, bazen de cuma gününün akşam saatlerini kastedebilir.
İşte forumlarda tartışmaların başlamasının sebebi de genellikle bu.
Biri:
“Cuma akşamı perşembe akşamıdır.”
der.
Bir başkası:
“Hayır, cuma akşamı cuma günü akşamıdır.”
diye karşılık verir.
Aslında ikisi de farklı zaman sistemlerinden hareket ediyor olabilir.
Takvimler Değişti, İnsanların Zaman Algısı Tamamen Değişmedi