Peygamberimiz zamaninda mezhep Varmiydi ?

Koray

Genel Mod
Global Mod
Peygamberimiz Zamanında Mezhep Var mıydı? Tarihsel ve Bilimsel Bir İnceleme

Peygamberimiz Zamanında Mezhep Var mıydı? Soruyu Doğru Kurmak

Bu soruyu ilk duyduğumda insanın aklına oldukça basit bir cevap geliyor: “Bugünkü anlamıyla mezhepler yoktu.” Fakat biraz araştırınca meselenin bundan daha karmaşık olduğunu fark etmek mümkün. Çünkü “mezhep” kelimesi hem genel anlamda bir görüş veya yöntem, hem de tarihsel anlamda belirli bir hukuk ekolünü ifade edebiliyor. Dolayısıyla “Peygamberimiz zamanında mezhep var mıydı?” sorusuna bilimsel cevap verebilmek için önce hangi mezhep türünden söz ettiğimizi belirlememiz gerekiyor.

Bu yazıda meseleyi bir inanç hükmü olarak değil, İslam hukukunun ve mezhepler tarihinin gelişimini inceleyen tarihsel bir araştırma problemi olarak ele alacağım. Bunun için klasik kaynakların yanı sıra modern akademik araştırmalarda kullanılan tarihsel-kritik yaklaşım, hukuk tarihi yöntemi ve erken dönem metinlerinin karşılaştırılması dikkate alınacaktır. Oxford ve Cambridge gibi akademik yayınevlerinde yayımlanan çalışmaların yanı sıra hakemli dergilerdeki araştırmalar da karşılaştırılacaktır. Böylece “mezhep yoktu” gibi tek cümlelik bir iddia yerine, mezheplerin hangi tarihsel şartlarda ortaya çıktığını anlamaya çalışabiliriz.

1. “Mezhep” Kelimesi Ne Anlama Geliyor?

Arapça “mezheb” kelimesi, tarihsel olarak yalnızca bugünkü anlamıyla “Hanefîlik, Şafiîlik, Malikîlik veya Hanbelîlik” demek değildir. Kelimenin erken kullanımlarında belirli bir görüş, tercih edilen düşünce veya bir hukukî meselede benimsenen yaklaşım anlamları da bulunuyordu.

İslam hukuk tarihçisi Wael B. Hallaq'ın Cambridge University Press tarafından yayımlanan araştırmasına göre “madhhab” kelimesinin temel anlamı, belirli bir âlimin görüşü veya benimsediği düşünceydi; kelime, gelişmiş hukuk ekollerinin ortaya çıkmasından önce de kullanılıyordu. Hallaq özellikle kelimenin erken dönemlerde mevcut olmasının, o dönemde bugünkü anlamda kurumsallaşmış mezheplerin bulunduğu anlamına gelmediğini vurgular.

Bu ayrım çok önemli.

Çünkü Peygamberimizin yaşadığı VII. yüzyılda bir sahabenin herhangi bir mesele hakkında farklı bir değerlendirmede bulunması ile yüzyıllar sonra belirli usul prensipleri, literatürü, öğrencileri ve kurumsal aktarım mekanizmaları bulunan Hanefî veya Şafiî mezhebi aynı tarihsel olgu değildir.

Dolayısıyla bilimsel olarak iki farklı soruyu birbirinden ayırmak gerekir:

- Peygamber döneminde farklı yorum ve uygulamalar var mıydı?

- Peygamber döneminde bugünkü anlamıyla kurumsallaşmış mezhepler var mıydı?

Birinci sorunun cevabı “evet”; ikinci sorunun cevabı ise genel tarih araştırmalarına göre “hayır”dır.

2. Peygamber Döneminde Neden Bugünkü Anlamda Mezhep Yoktu?

Bunun en temel sebebi otorite yapısının farklı olmasıdır.

Hz. Muhammed hayattayken Müslümanların dinî ve hukukî meselelerde başvurabilecekleri merkezi bir otorite vardı. Bir konuda anlaşmazlık çıktığında mesele doğrudan Peygamber'e götürülebiliyordu. Bu nedenle belirli bir hukukçunun görüşlerini bağımsız ve sürekli bir hukuk sistemi hâline getirecek tarihsel ihtiyaç henüz bugünkü şekliyle oluşmamıştı.

Türkiye'de yayımlanan hakemli bir mezhepler tarihi çalışması da Hz. Peygamber döneminde itikadî ve fıkhî anlamda kurumsal mezheplerin ortaya çıkmadığını, sahabenin karşılaştığı problemlerde doğrudan Hz. Peygamber'e başvurduğunu belirtmektedir. Çalışmaya göre mezhepleşme açısından belirleyici süreç Peygamber'in vefatından sonra hız kazanmıştır.

Ancak burada önemli bir nüans var: “Mezhep yoktu” demek “hiçbir konuda farklı görüş yoktu” demek değildir.

Tam tersine, erken İslam toplumunda farklı anlama ve uygulama biçimlerinin bulunması, sonraki fıkıh literatürünün gelişmesi açısından son derece önemlidir. Hakemli Diyanet İlmi Dergisi'nde yayımlanan bir araştırma da fıkhî ihtilafların ilk dönemlerden itibaren mevcut olduğunu ve sonraki mezheplerin oluşumunda bu farklılıkların önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

3. Peygamber Dönemindeki İhtilaf ile Mezhep Aynı Şey Değildir

Bence konunun en fazla karıştırılan noktası burası.

Bir meselede iki farklı görüş bulunması doğrudan “iki mezhep vardı” anlamına gelmez. Bir mezhebin tarihsel olarak oluşabilmesi için sadece farklı görüşlerin bulunması yeterli değildir.

Genellikle şu unsurların zaman içinde ortaya çıkması gerekir:

1. Belirli hukukî görüşlerin süreklilik kazanması,

2. Bu görüşlerin öğrenciler ve sonraki hukukçular tarafından aktarılması,

3. Belirli bir metodolojinin oluşması,

4. Görüşlerin yazılı literatürde sistemleşmesi,

5. Aynı yöntemi benimseyen hukukçular arasında süreklilik oluşması,

6. Ekolün farklı bölgelerde tanınabilir bir kimliğe kavuşması.

Oxford Handbook of Islamic Law'daki tarihsel değerlendirmeler, İslam hukukunun başlangıçta coğrafi ve bölgesel hukuk gelenekleri şeklinde geliştiğini, daha sonra belirli hukukçular çevresinde hukuk ekollerinin oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bu süreçte Kur'an, hadis, bölgesel uygulamalar ve hukukî muhakeme arasındaki ilişkinin de zaman içerisinde değiştiği belirtilmektedir.

Dolayısıyla Peygamber dönemindeki farklılıkları doğrudan “mezhepler” olarak isimlendirmek tarihsel dönemleri birbirine karıştırmak olur.

4. Mezhepler Ne Zaman Ortaya Çıkmaya Başladı?

Asıl büyük dönüşüm Hz. Muhammed'in vefatından sonraki dönemlerde gerçekleşti.

Özellikle hicrî I. yüzyılın sonları ile II. ve III. yüzyıllarda farklı şehirlerde hukukî geleneklerin geliştiğini görüyoruz. Medine, Kûfe, Basra, Şam ve Mekke gibi merkezler farklı ilmî çevrelere sahipti. Bu çevrelerde Kur'an'ın yorumlanması, hadislerin değerlendirilmesi, sahabe uygulamaları, yerel gelenekler ve akıl yürütme yöntemleri farklı ağırlıklara sahip olabiliyordu.

Behnam Sadeghi'nin Cambridge University Press tarafından yayımlanan çalışmasında erken İslam hukukundaki görüşlerin önemli ölçüde coğrafi kümelenmeler gösterdiği belirtilmektedir. Örneğin Basra'daki hukukî görüşlerin birbirine, Medine'deki görüşlerden daha fazla yakınlık gösterebildiği ifade edilir. Bu durum, mezheplerin bir anda ortaya çıkmadığını; önce bölgesel hukuk geleneklerinin oluştuğunu düşündürmektedir.

Daha sonra bu bölgesel ve kişisel hukuk gelenekleri daha sistematik ekollere dönüştü.

Oxford araştırmaları, usûl-i fıkıh düşüncesinin de özellikle hicrî II. yüzyıldan IV. yüzyıla kadar giderek sistematikleştiğini göstermektedir.

Bu nedenle tarihsel süreç kabaca şöyle düşünülebilir:

Peygamber dönemi → Sahabe dönemi → bölgesel hukuk gelenekleri → âlim merkezli hukuk çevreleri → mezhep yapılanmaları → klasik mezheplerin kurumsallaşması.

Bu bir gecede gerçekleşen bir dönüşüm değildir.

5. Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelî Mezhepleri Peygamber Döneminde Var mıydı?

Burada cevap oldukça nettir: Hayır, bugünkü tarihsel anlamlarıyla yoktu.

Ebû Hanîfe 699 yılında, yani Hz. Muhammed'in vefatından yaklaşık 67 yıl sonra doğmuştur. Mâlik b. Enes 711 civarında, Şâfiî 767'de ve Ahmed b. Hanbel 780'de doğmuştur.

Dolayısıyla bu dört isim Peygamberimizle aynı dönemde yaşamamıştır.

Daha önemlisi, bu isimlerin vefatından hemen sonra bile mezhepler bugünkü bütün kurumsal özelliklerine sahip değildi. Sonraki öğrenciler, müderrisler, hukukçular ve eserler mezheplerin doktrinlerini zaman içerisinde şekillendirdi.

Cambridge'de yayımlanan Wael Hallaq'ın araştırması, hukuk mezheplerinin başlangıçta hukuk uzmanlarının oluşturduğu çevrelerden geliştiğini ve daha sonra “doktrinal hukuk okulları” hâline geldiğini belirtir. Hallaq ayrıca mezheplerin oluşumunun İslam hukukunun diğer unsurlarından daha geç gerçekleşen süreçlerden biri olduğunu savunur.

Bu nedenle “İmam Ebû Hanîfe Hanefî mezhebini Peygamber zamanında kurdu” şeklindeki bir ifade tarihsel olarak doğru değildir.

Daha doğru ifade şudur:

Ebû Hanîfe'nin hukukî görüşleri daha sonra Hanefî mezhebinin oluşumunda merkezi bir rol oynamıştır.

Aynı mantık diğer üç Sünnî mezhep için de geçerlidir.

6. Şiî ve İtikadî Mezhepler Açısından Durum Aynı mı?

Burada konu biraz daha karmaşık hâle geliyor.

“Mezhep” kelimesi yalnızca fıkıh mezheplerini ifade etmiyor. İtikadî ve siyasî oluşumlar da mezhepler tarihi içinde değerlendirilir.

Hz. Ali'nin konumu, ilk dönem siyasî ihtilaflar, Haricîlik, Şiî düşüncenin erken biçimleri, kader tartışmaları ve daha sonraki kelamî ekoller farklı tarihsel süreçlerin sonucudur.

Bu nedenle “Peygamber döneminde mezhep yoktu” cümlesini bütün tarihsel ayrışmalar açısından kullanmak dikkat gerektirir. Peygamber döneminde daha sonra mezheplerin oluşmasına zemin hazırlayacak sosyal ve siyasî farklılıkların bazıları bulunabilir; fakat bunların daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan sistematik mezheplerle özdeşleştirilmesi anakronizm olur.

Örneğin Bulletin of the School of Oriental and African Studies'de yayımlanan bir çalışma, erken Şiî düşüncenin incelenmesinde metinlerin oluşum tarihinin ve sonradan geçirdiği değişikliklerin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu da erken dönem mezhep tarihinin “bugünkü mezhep kimliklerini geriye doğru taşıyarak” okunamayacağını ortaya koyan önemli bir metodolojik uyarıdır.
 
Üst