Sürekli beddua eden kişiye ne denir ?

Sessiz

Genel Mod
Global Mod
Sürekli Beddua Eden Komşumuzun Hikâyesi: Bir Sözün İnsanları Nasıl Değiştirdiğini Gördüm

Geçen yıl mahallemizde yaşanan bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Belki sizin çevrenizde de sürekli kötü söz söyleyen, her anlaşmazlıkta beddua eden biri vardır. Bizim mahallede böyle biri vardı: Nermin Hanım. Onu tanıyan herkes aynı soruyu sorardı: “Bir insan neden her olayda bedduaya başvurur?”

İlk zamanlar ben de onun hakkında kolay bir yargıya varmıştım. “Bu kadar öfke normal değil, insan biraz kendini kontrol etmeli” diye düşünüyordum. Ancak zaman geçtikçe fark ettim ki bazı insanların kullandığı sert sözlerin arkasında sadece kötülük değil; kırgınlık, çaresizlik, geçmişten gelen yaralar ve yanlış öğrenilmiş savunma yöntemleri de olabiliyor.

Sizin çevrenizde de böyle biri oldu mu? Her konuşmada eski bir olayı hatırlatan, yaşadığı haksızlıkları tekrar tekrar anlatan ve sonunda “Allah’ından bulsun” diyerek konuşmayı bitiren birini tanıyor musunuz?

Sürekli Beddua Eden Kişiye Ne Denir?

Nermin Hanım için mahallede farklı isimler kullanılırdı. Kimi ona “bedduacı”, kimi “kin tutan insan”, kimi de “hep olumsuz konuşan biri” derdi. Aslında sürekli beddua eden kişiye tek bir kelimeyle tanım koymak kolay değildir. Çünkü davranışın altında farklı nedenler olabilir.

Bazı insanlar öfkelerini doğrudan ifade etmek yerine beddua ederek rahatlamaya çalışır. Beddua, onlar için bir çeşit “adaletin yerine gelmesini isteme” biçimine dönüşebilir. Fakat sürekli hale geldiğinde kişinin kendi huzurunu da bozan bir alışkanlık olabilir.

Tarih boyunca beddua kavramı birçok toplumda görülmüştür. Eski çağlardan itibaren insanlar kendilerine yapılan haksızlıklar karşısında ilahi adaletin devreye girmesini istemiştir. Anadolu kültüründe de beddua, bazen bir ağıtın devamı, bazen çaresiz kalan kişinin son sözü olarak kabul edilmiştir. Ancak modern psikoloji açısından bakıldığında sürekli öfke ve olumsuz dile bağlı kalmak, kişinin kendi yaşam kalitesini düşürebilir.

Mahallede Başlayan Büyük Tartışma

Bir gün mahallede yaşlı bir ağacın kesilip kesilmeyeceği konusunda büyük bir tartışma çıktı. Apartman yöneticisi Murat Bey ağacın köklerinin binanın temeline zarar verdiğini ve teknik bir çözüm bulunması gerektiğini söylüyordu.

Murat Bey oldukça planlı hareket eden biriydi. Önce belediyeden bilgi aldı, uzman görüşü istedi ve alternatif çözümler hazırladı. Onun yaklaşımı şuydu: “Sorun varsa önce sebebini bulalım, sonra çözüm üretelim.”

Mahallenin diğer tarafında ise Nermin Hanım vardı. O, ağacın kesilmesi fikrine çok üzülmüş ve hemen sert tepki göstermişti.

“Bu ağaca kıyanın yüzü gülmesin!” diye bağırdı.

Bazıları onun sözlerini destekledi, bazıları ise bu kadar ağır konuşmasını doğru bulmadı.

O sırada Ayşe Hanım araya girdi. Ayşe Hanım mahallede herkesin derdini dinleyen, insanları bir araya getiren biriydi. Fakat onun yaklaşımı sadece duygusal değildi. O da çözüm arıyordu.

“Nermin Hanım, bu ağacın sizin için neden önemli olduğunu biliyorum. Çocukluğunuzdan beri burada olduğunu anlattınız. Ama Murat Bey’in de binanın güvenliğiyle ilgili kaygısı var. İkisini aynı anda düşünmemiz gerekiyor” dedi.

Bu olay bana önemli bir şeyi gösterdi. Erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik yaklaşımı ile kadınların empatik ve ilişkileri korumaya yönelik yaklaşımı bazen birbirinin karşıtı değildir. Murat Bey problemi teknik açıdan ele alırken, Ayşe Hanım insanların duygusal bağlarını hesaba katıyordu. İkisi birleşince gerçek çözüm ortaya çıktı.

Bedduanın Arkasındaki Görünmeyen Hikâye

Birkaç hafta sonra Nermin Hanım ile konuşma fırsatı buldum. Onun aslında neden bu kadar öfkeli olduğunu bilmiyordum.

Bana gençliğinde yaşadığı bir olayı anlattı. Eşi yıllar önce büyük bir haksızlığa uğramış, ancak haklarını arayamadan hayatını kaybetmişti. Nermin Hanım yıllarca içinde biriken öfkeyle yaşamıştı.

“Ben aslında insanlara değil, geçmişte yaşadığım çaresizliğe kızıyorum” dedi.

Bu cümle beni çok düşündürdü.

Bazen insanların bugün söylediği ağır sözlerin kaynağı bugünkü olay değildir. Geçmişte kapanmamış bir yaranın sesi olabilir. Sürekli beddua eden kişi bazen karşısındakini cezalandırdığını düşünürken aslında kendi zihninde eski acıları tekrar yaşamaya devam eder.

Araştırmacılar da uzun süreli öfke ve sürekli olumsuz düşünme biçimlerinin kişinin psikolojik iyi oluşunu etkileyebileceğini belirtmektedir. İnsan ilişkilerinde affetmek her zaman yapılanı onaylamak anlamına gelmez; bazen kişinin kendi yükünü hafifletmesi anlamına gelir.

Toplumda Beddua Kültürünün Değişen Yüzü

Geçmişte insanlar sorunlarını çoğu zaman aile büyükleri, mahalle ilişkileri veya geleneksel yöntemlerle çözmeye çalışırdı. Bugün ise sosyal medya gibi alanlarda insanlar öfkelerini çok daha hızlı ifade edebiliyor.

Bir paylaşımın altına yazılan ağır bir söz, eski dönemlerde yalnızca birkaç kişinin duyacağı bir cümleyken artık binlerce kişiye ulaşabiliyor.

Bu nedenle günümüzde önemli olan sadece ne hissettiğimiz değil, hissettiğimizi nasıl ifade ettiğimizdir.

Nermin Hanım’ın değişimi de bir anda olmadı. Önce sadece dinlenmek istedi. Sonra öfkesini anlatmanın başka yollarını öğrendi. Beddua etmek yerine bazen “Bu olay beni çok kırdı” demeye başladı.

Mahallede herkes şaşırmıştı. Çünkü yıllardır sadece kızgın tarafını gördüğümüz kişinin aslında büyük bir acı taşıdığını fark ettik.

Sizce Sürekli Beddua Eden İnsan Nasıl Yaklaşılmalı?

Bu hikâyeyi paylaşma sebebim kimseyi haklı veya haksız ilan etmek değil. Sürekli beddua eden bir insanla karşılaştığımızda iki şeyi aynı anda düşünmemiz gerekiyor.

Birincisi, kişinin söylediği sözlerin bizi incitmesine izin vermemek. Sürekli negatiflik içinde olan biri çevresindeki insanları da yorabilir.

İkincisi ise, o kişinin davranışının altında ne olduğunu anlamaya çalışmak. Çünkü bazen en sert konuşan insanlar en büyük kırgınlıkları taşıyabilir.

Elbette herkesin kendi davranışından sorumlu olduğunu unutmamak gerekir. Yaşadığı acılar, bir başkasına zarar vermeyi haklı çıkarmaz. Ancak anlayış göstermek, sınır koymaya engel değildir.

Siz hiç sürekli beddua eden biriyle karşılaştınız mı? O kişinin davranışlarının altında nasıl bir hikâye olduğunu düşündünüz? Sizce insanlar gerçekten değişebilir mi, yoksa bazı alışkanlıklar hayat boyu devam eder mi?

Belki de en büyük ders şu: İnsanların ağzından çıkan sözlere değil, o sözlerin arkasındaki hikâyeye de bakmak gerekir. Çünkü bazen bir beddua, kötülükten değil; yıllarca duyulmayan bir acının sesinden doğar.
 
Üst