Giriş: “Türkiye hiç komünist oldu mu?” sorusuna gerçekten nasıl yaklaşmalı?
Bir süre önce bu sorunun internette ne kadar farklı cevaplarla dolaştığını fark ettiğimde ilgimi çeken şey siyasi tartışmanın kendisi değil, yöntemin kendisi oldu. Aynı ülke için bir grup “evet, fiilen oldu” derken başka bir grup “hiç olmadı” diyebiliyordu. Bu tür durumlarda sosyal bilimlerde kullanılan temel yaklaşım faydalı oluyor: Önce kavramları tanımlamak, sonra ölçütleri belirlemek, ardından tarihsel verileri incelemek.
Bu yazıda amaç bir ideolojiyi savunmak ya da eleştirmek değil. Soru şu: Türkiye Cumhuriyeti tarihinin herhangi bir döneminde siyaset bilimi literatüründeki anlamıyla “komünist bir devlet” oldu mu?
Bunu değerlendirirken üç ölçüt kullanacağım:
Devletin resmi ideolojik yapısı
Ekonomik sistemin mülkiyet düzeni
Siyasal iktidarın örgütlenme biçimi
Ayrıca tarih yazımı, siyaset bilimi ve ekonomi alanındaki hakemli çalışmaların ortaya koyduğu verileri temel alacağım.
Önce kavramı netleştirelim: “Komünist ülke” ne demektir?
Bilimsel literatürde “komünist devlet” günlük dildeki kullanım kadar esnek değildir.
Siyaset bilimci Juan Linz ile totaliter ve otoriter rejimler üzerine çalışan araştırmacılar; tek partili yapı, devletin resmi ideolojisinin Marksizm-Leninizm olması ve ekonomik üretim araçlarının büyük ölçüde kolektif ya da devlet mülkiyetinde örgütlenmesini temel göstergeler arasında değerlendirir.
Ekonomi tarihçisi Alec Nove’un Sovyet sistemi analizlerinde de benzer bir çerçeve görülür: merkezi planlama, özel sermayenin sınırlanması ve ekonomik kararların devlet tarafından yönlendirilmesi.
Bu tanıma göre tarihsel örnekler arasında Sovyetler Birliği, Mao dönemi Çin’i, Küba ve Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimler yer alır.
Dolayısıyla bir ülkede:
yüksek devlet müdahalesi olması,
kamusal yatırımların güçlü olması,
sosyal devlet politikaları bulunması
tek başına o ülkeyi komünist yapmaz.
Cumhuriyet’in kuruluş yılları: Devletçilik komünizm miydi?
Türkiye için kafa karışıklığının önemli kısmı burada başlıyor.
1930’lu yıllarda Türkiye’de uygulanan “devletçilik” politikası nedeniyle zaman zaman “Türkiye aslında yarı sosyalistti” ya da “komünizme yakındı” yorumları yapılır.
Ancak tarihsel veriler bu yorumu desteklemiyor.
1931’de Cumhuriyet Halk Partisi programına giren devletçilik ilkesi; özel girişimi ortadan kaldırmayı değil, yetersiz kaldığı alanlarda devletin ekonomik kalkınmayı hızlandırmasını hedefliyordu.
Ekonomi tarihçisi Şevket Pamuk’un çalışmaları Türkiye’nin erken sanayileşme modelinin Sovyet tipi kolektivizasyon değil, karma ekonomi karakteri taşıdığını gösteriyor.
Örneğin:
özel mülkiyet korunuyordu,
tarım kolektifleştirilmedi,
tek tip merkezi planlama uygulanmadı,
özel sermaye tamamen tasfiye edilmedi.
Bu model daha çok dönemin geç sanayileşen ülkelerinde görülen kalkınmacı devlet yaklaşımına benziyordu.
Burada ilginç bir nokta var: Aynı ekonomik veriyi farklı insanlar farklı okuyor.
Daha veri odaklı yaklaşan bazı araştırmacılar, sanayi yatırımlarının büyüklüğü ve kamu payına bakarak devletçiliği ön plana çıkarıyor.
Toplumsal dönüşümle ilgilenen araştırmacılar ise eğitim, sınıf hareketliliği, kırsal yaşam ve toplumsal modernleşme üzerindeki etkileri öne çıkarıyor.
İki yaklaşım birlikte ele alındığında daha dengeli bir tablo ortaya çıkıyor.
Peki Sovyetler Birliği ile ilişkiler? Yakınlaşma komünizm anlamına gelir mi?
Bir diğer yaygın argüman şu: Cumhuriyet’in ilk döneminde Sovyetler Birliği ile diplomatik yakınlık vardı; o halde Türkiye komünistleşiyordu.
Uluslararası ilişkiler literatürü bu yoruma mesafeli.
1920’lerde Sovyet desteği büyük ölçüde jeopolitik ve anti-emperyal bağlamda gelişti. Aynı dönemde Türkiye’de bağımsız bir komünist siyasi hareketin devlet iktidarına gelmesine izin verilmedi.
Hatta tarihsel kayıtlar, Türkiye’de örgütlü komünist hareketlerin çeşitli dönemlerde devlet tarafından sınırlandırıldığını gösteriyor.
Bu noktada dış politika ile iç ideolojik yapı arasında ayrım yapmak gerekiyor.
Bir ülkenin komünist bir ülkeyle iyi ilişkilere sahip olması onu komünist yapmaz.
1960–1980 arası: Sol hareketlerin yükselişi ve yanlış eşleştirmeler
Bu dönem tartışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.
1961 Anayasası sonrasında düşünce alanının genişlemesiyle:
sosyalist partiler,
sendikal hareketler,
öğrenci örgütleri,
sol yayınlar
daha görünür hale geldi.
Ancak görünürlük ile devlet rejimi aynı şey değildir.
Bu dönemde Türkiye:
çok partili sistemini sürdürdü,
piyasa ekonomisini korudu,
NATO üyeliğini devam ettirdi.
Siyasal yelpazede sol fikirlerin güçlenmesi, devletin komünist olduğu anlamına gelmez.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise bu dönemin önemli bir yönü vardı: İnsanlar sadece ekonomik modelleri değil, eşitsizlik, temsil, adalet ve gündelik yaşam deneyimlerini de tartışmaya başladı.
Bu yüzden tarih sadece kurumların değil, insanların deneyimlerinin de incelenmesini gerektiriyor.
Bilimsel sonuç: Türkiye hiç komünist oldu mu?
Siyaset bilimi ve ekonomi tarihi literatüründeki baskın değerlendirme şu yönde:
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan günümüze kadar akademik tanımlar çerçevesinde komünist bir devlet olmadı.
Bunun temel gerekçeleri:
Marksizm-Leninizm resmi devlet ideolojisi olmadı.
Üretim araçlarının tamamına yakınında devlet mülkiyeti kurulmadı.
Tek partili komünist parti sistemi oluşturulmadı.
Merkezi planlı ekonomi uygulanmadı.
Özel mülkiyet hukuken sürdü.
Bununla birlikte Türkiye’nin bazı dönemlerinde:
güçlü devletçilik,
kamucu ekonomik araçlar,
sosyal politikalar,
sol hareketlerin etkisi
görüldü.
Ancak bunlar siyaset biliminde komünizm ile aynı kategoriye yerleştirilmiyor.
Tartışmayı açan sorular
Bir devletin ekonomiye yoğun müdahalesi hangi noktada ideolojik dönüşüm sayılır?
Devletçilik ile sosyalizm arasında gerçekten net bir çizgi var mı?
Bir ülkeyi tanımlarken anayasa mı, ekonomi mi, toplum deneyimi mi daha belirleyici?
Günümüzde insanlar “komünizm” kelimesini akademik anlamıyla mı yoksa siyasi etiket olarak mı kullanıyor?
Kaynaklar
Şevket Pamuk — Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi
Alec Nove — The Economics of Feasible Socialism
Juan J. Linz — Totalitarian and Authoritarian Regimes
Erik Jan Zürcher — Turkey: A Modern History
Feroz Ahmad — The Making of Modern Turkey
Mete Tunçay — Türkiye’de Sol Akımlar
Stanford Shaw & Ezel Kural Shaw — History of the Ottoman Empire and Modern Turkey
Journal of Contemporary History, çeşitli makaleler
Middle Eastern Studies, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal dönüşümü üzerine hakemli çalışmalar
Bir süre önce bu sorunun internette ne kadar farklı cevaplarla dolaştığını fark ettiğimde ilgimi çeken şey siyasi tartışmanın kendisi değil, yöntemin kendisi oldu. Aynı ülke için bir grup “evet, fiilen oldu” derken başka bir grup “hiç olmadı” diyebiliyordu. Bu tür durumlarda sosyal bilimlerde kullanılan temel yaklaşım faydalı oluyor: Önce kavramları tanımlamak, sonra ölçütleri belirlemek, ardından tarihsel verileri incelemek.
Bu yazıda amaç bir ideolojiyi savunmak ya da eleştirmek değil. Soru şu: Türkiye Cumhuriyeti tarihinin herhangi bir döneminde siyaset bilimi literatüründeki anlamıyla “komünist bir devlet” oldu mu?
Bunu değerlendirirken üç ölçüt kullanacağım:
Devletin resmi ideolojik yapısı
Ekonomik sistemin mülkiyet düzeni
Siyasal iktidarın örgütlenme biçimi
Ayrıca tarih yazımı, siyaset bilimi ve ekonomi alanındaki hakemli çalışmaların ortaya koyduğu verileri temel alacağım.
Önce kavramı netleştirelim: “Komünist ülke” ne demektir?
Bilimsel literatürde “komünist devlet” günlük dildeki kullanım kadar esnek değildir.
Siyaset bilimci Juan Linz ile totaliter ve otoriter rejimler üzerine çalışan araştırmacılar; tek partili yapı, devletin resmi ideolojisinin Marksizm-Leninizm olması ve ekonomik üretim araçlarının büyük ölçüde kolektif ya da devlet mülkiyetinde örgütlenmesini temel göstergeler arasında değerlendirir.
Ekonomi tarihçisi Alec Nove’un Sovyet sistemi analizlerinde de benzer bir çerçeve görülür: merkezi planlama, özel sermayenin sınırlanması ve ekonomik kararların devlet tarafından yönlendirilmesi.
Bu tanıma göre tarihsel örnekler arasında Sovyetler Birliği, Mao dönemi Çin’i, Küba ve Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimler yer alır.
Dolayısıyla bir ülkede:
yüksek devlet müdahalesi olması,
kamusal yatırımların güçlü olması,
sosyal devlet politikaları bulunması
tek başına o ülkeyi komünist yapmaz.
Cumhuriyet’in kuruluş yılları: Devletçilik komünizm miydi?
Türkiye için kafa karışıklığının önemli kısmı burada başlıyor.
1930’lu yıllarda Türkiye’de uygulanan “devletçilik” politikası nedeniyle zaman zaman “Türkiye aslında yarı sosyalistti” ya da “komünizme yakındı” yorumları yapılır.
Ancak tarihsel veriler bu yorumu desteklemiyor.
1931’de Cumhuriyet Halk Partisi programına giren devletçilik ilkesi; özel girişimi ortadan kaldırmayı değil, yetersiz kaldığı alanlarda devletin ekonomik kalkınmayı hızlandırmasını hedefliyordu.
Ekonomi tarihçisi Şevket Pamuk’un çalışmaları Türkiye’nin erken sanayileşme modelinin Sovyet tipi kolektivizasyon değil, karma ekonomi karakteri taşıdığını gösteriyor.
Örneğin:
özel mülkiyet korunuyordu,
tarım kolektifleştirilmedi,
tek tip merkezi planlama uygulanmadı,
özel sermaye tamamen tasfiye edilmedi.
Bu model daha çok dönemin geç sanayileşen ülkelerinde görülen kalkınmacı devlet yaklaşımına benziyordu.
Burada ilginç bir nokta var: Aynı ekonomik veriyi farklı insanlar farklı okuyor.
Daha veri odaklı yaklaşan bazı araştırmacılar, sanayi yatırımlarının büyüklüğü ve kamu payına bakarak devletçiliği ön plana çıkarıyor.
Toplumsal dönüşümle ilgilenen araştırmacılar ise eğitim, sınıf hareketliliği, kırsal yaşam ve toplumsal modernleşme üzerindeki etkileri öne çıkarıyor.
İki yaklaşım birlikte ele alındığında daha dengeli bir tablo ortaya çıkıyor.
Peki Sovyetler Birliği ile ilişkiler? Yakınlaşma komünizm anlamına gelir mi?
Bir diğer yaygın argüman şu: Cumhuriyet’in ilk döneminde Sovyetler Birliği ile diplomatik yakınlık vardı; o halde Türkiye komünistleşiyordu.
Uluslararası ilişkiler literatürü bu yoruma mesafeli.
1920’lerde Sovyet desteği büyük ölçüde jeopolitik ve anti-emperyal bağlamda gelişti. Aynı dönemde Türkiye’de bağımsız bir komünist siyasi hareketin devlet iktidarına gelmesine izin verilmedi.
Hatta tarihsel kayıtlar, Türkiye’de örgütlü komünist hareketlerin çeşitli dönemlerde devlet tarafından sınırlandırıldığını gösteriyor.
Bu noktada dış politika ile iç ideolojik yapı arasında ayrım yapmak gerekiyor.
Bir ülkenin komünist bir ülkeyle iyi ilişkilere sahip olması onu komünist yapmaz.
1960–1980 arası: Sol hareketlerin yükselişi ve yanlış eşleştirmeler
Bu dönem tartışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.
1961 Anayasası sonrasında düşünce alanının genişlemesiyle:
sosyalist partiler,
sendikal hareketler,
öğrenci örgütleri,
sol yayınlar
daha görünür hale geldi.
Ancak görünürlük ile devlet rejimi aynı şey değildir.
Bu dönemde Türkiye:
çok partili sistemini sürdürdü,
piyasa ekonomisini korudu,
NATO üyeliğini devam ettirdi.
Siyasal yelpazede sol fikirlerin güçlenmesi, devletin komünist olduğu anlamına gelmez.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise bu dönemin önemli bir yönü vardı: İnsanlar sadece ekonomik modelleri değil, eşitsizlik, temsil, adalet ve gündelik yaşam deneyimlerini de tartışmaya başladı.
Bu yüzden tarih sadece kurumların değil, insanların deneyimlerinin de incelenmesini gerektiriyor.
Bilimsel sonuç: Türkiye hiç komünist oldu mu?
Siyaset bilimi ve ekonomi tarihi literatüründeki baskın değerlendirme şu yönde:
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan günümüze kadar akademik tanımlar çerçevesinde komünist bir devlet olmadı.
Bunun temel gerekçeleri:
Marksizm-Leninizm resmi devlet ideolojisi olmadı.
Üretim araçlarının tamamına yakınında devlet mülkiyeti kurulmadı.
Tek partili komünist parti sistemi oluşturulmadı.
Merkezi planlı ekonomi uygulanmadı.
Özel mülkiyet hukuken sürdü.
Bununla birlikte Türkiye’nin bazı dönemlerinde:
güçlü devletçilik,
kamucu ekonomik araçlar,
sosyal politikalar,
sol hareketlerin etkisi
görüldü.
Ancak bunlar siyaset biliminde komünizm ile aynı kategoriye yerleştirilmiyor.
Tartışmayı açan sorular
Bir devletin ekonomiye yoğun müdahalesi hangi noktada ideolojik dönüşüm sayılır?
Devletçilik ile sosyalizm arasında gerçekten net bir çizgi var mı?
Bir ülkeyi tanımlarken anayasa mı, ekonomi mi, toplum deneyimi mi daha belirleyici?
Günümüzde insanlar “komünizm” kelimesini akademik anlamıyla mı yoksa siyasi etiket olarak mı kullanıyor?
Kaynaklar
Şevket Pamuk — Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi
Alec Nove — The Economics of Feasible Socialism
Juan J. Linz — Totalitarian and Authoritarian Regimes
Erik Jan Zürcher — Turkey: A Modern History
Feroz Ahmad — The Making of Modern Turkey
Mete Tunçay — Türkiye’de Sol Akımlar
Stanford Shaw & Ezel Kural Shaw — History of the Ottoman Empire and Modern Turkey
Journal of Contemporary History, çeşitli makaleler
Middle Eastern Studies, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal dönüşümü üzerine hakemli çalışmalar